Giriş | Kayıt Ol
Kullanıcı Adı :

Şifre :


GİT
 

  Ara Arşiv

Etkinlik Ajandası

<- Eylül 2014 ->
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30

Anket


 
Ana Sayfa > >
Çocuk Hakları ve Sivil Toplum

SİVİL TOPLUM DERGİSİ
YIL: 4 SAYI:16 / EKİM-ARALIK 2006
 
 
Bu yazı 41981 defa okunmuştur.

Başlıktaki konuyu değerlendirirken iki farklı konuyu analiz etmek gerektiğini düşünüyorum. İlki Çocuk Hakları, diğeri ise sivil toplum ve örgütleri. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne 1989 yılında ilk imza koyan ülkelerden birisi olmamıza karşın 2004 yılında tıp ve hukuk öğrencileri ile yaptığımız anket çalışmamızda çocuk haklarını duymuş olanların -bakın bilen demiyorum, sadece duymuş olmayı araştırdığımız ankette- sadece % 52 oranına ulaşmış olması ne durumda olduğumuzu gösteren çok somut bir örnektir. (1) Çocuk istismarı, çocuk koruması ve gelişmesini içeren konularda en önemli görevleri üstlenecek olan geleceğin doktor ve hukukçuları arasında bu anket çalışması yapılmıştır. İstanbul üniversitelerinde bile çocuk haklarını sadece duymuş olanların ancak yarıya ulaşmış olması, toplumumuzun çocuk haklarını değil benimseme, öğrenme aşamasına bile ulaşamadığının çok açık bir kanıtıdır.

Çocuğun birey olarak kabul edildiği ve korunması, gelişimi, yaşatılması ve katılımı prensiplerinin yaşama geçmesini hedefleyen Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin sadece devlet tarafından imzalanmış bir uluslar arası sözleşme metni niteliğinde kalmasının en tipik örneklerinden birisi Türkiye’dir. Çünkü bugün bakıldığında halen çocuk bir birey olarak kabul edilmemektedir. Sözleşmede yer alan prensiplerin ise çok azının yaşama geçirilmeye çalışıldığı izlenmektedir. Halbuki bakıldığında çocuk konusunda bir politika oluşturmamış olan ülkemizin her geçen gün artan şiddet, istismar, uyuşturucu, cinsel sömürü, eğitimsizlik, yoksulluk, göç ve kız çocuklarının sorunları gibi çok önemli problemleri artarak büyümektedir.

Bu durumda çocuk hakları konusunda bir şeyler yapma konumunda olan başlıca 3 temel yapılanma olduğu görülmektedir. Bunlar;

-Devlet ve Kuruluşları.

-Sivil Toplum Kuruluşları (S.T.K.).

-Üniversiteler.

Ben olguyu sivil toplum kuruluşları boyutunda değerlendirmek ve bugünkü durumu analiz etmek istiyorum. Devlet ile üniversitelerin yapması gerekenler ve üstlenmeleri gereken roller nedir sorusunun da tartışılarak cevaplandırılması çok önemlidir. Sivil toplum çalışmalarındaki temel prensipleri gözden geçirmek biraz sonra tartışacağımız problemlerin daha açık anlaşılabilmesi için çok önemlidir.

Türkiye’de çocuk hakları konusunda sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları çok eskiye dayanmamaktadır. Özellikle HABİTAT sonrasında çocukla ilgili S.T.K.’ların, genelde var olan Aile Birliği, Yardım Sevenler Derneği yaklaşımlarından öte gerçek anlamda sivil toplum kuruluşu olma aşamasına gelmeye başladıklarını belirtmek gerekir. Bu dönüşüm başka konulardaki S.T.K.’lar için de geçerlidir. Burada sorunun gönüllülük kavramının yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını düşünmekteyim. Çünkü genellikle gönüllülük, herhangi bir fayda beklenilmeden, parasal yarar gözetilmeden, bir profesyonelmiş gibi iş disiplini içerisinde çalışmayı gerektirirken, bizdeki genel uygulamada, istenildiği zaman gidilerek kendince bir katkıda bulunmak şeklinde anlaşılıyor. (2)

Burada altı çizilmesi gereken boyut, sivil toplum kuruluşlarının temel görevinin hizmet üretmek olmadığı, hizmet modelleri oluşturarak devlete göstermek; bilgilendirme, bilinçlendirme çalışmalarını toplumda yürütmek -“Advocacy” yani destek oluşturmak- olduğudur.

Gönüllü kuruluşların, çalışmalarını, bir konunun topluma tanıtılmasına ve bu konuda toplumu bilinçlendirmeye odaklaması gerekmektedir. Bu çalışmalar, tüm iletişim kanalları kullanılarak yapılmalıdır. Yazılı materyallerin oluşturulması ve dağıtımı ilk yapılması gerekenler arasındadır. Konferanslar ile seminerler de bu çalışmalar kapsamındadır. Ayrıca radyo anonsları, gazete ilanları ve televizyonda sosyal içerikli, kısa reklam filmleri ile bu konudaki söyleşiler hep bu konuda yapılması gereken çalışmalar içindedir. (3)

Bu çalışmalarda anlatılması gereken temel konu, bu sorunun neyden kaynaklandığı ve çözüm çalışmaları yapılmazsa hangi noktalara ulaşacağına dayalıdır. Bu çalışmalarda hedef grupların tanımlanması çok önemlidir. Özellikle politika oluşturucu kişiler, yerel yöneticiler ve karar verme pozisyonundaki kişilerle bu tip çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Bu tip çalışmalarda çocukları acındırmaya yönelen, onları teşhir eden ve toplumda onları zayıf, zavallı konumda gösteren çalışmalar, ilk anda kolay ve çabuk sonuç alınabilecek nitelikte görünürse de çocukların aleyhine ve uzun dönemde onlara zarar verebilecek nitelikte çalışmalar olarak dikkati çekmektedir. Halbuki ülkemizde güç koşullarda yaşayan çocuklara yönelik çalışmaların çoğunda çocukların toplum karşısına zavallı bir görünümde teşhir edildikleri, edilgin ve kötü durumda gösterildikleri malumdur. Halbuki bu çalışmaların yoksul çocukların diğer çocuklardan farklı olmadığı temasına uygun ve olanak sunulduğunda diğer tüm çocuklar gibi her şeyi yapabileceklerinin gösterildiği kampanyalar olması gerekmektedir.

Çocukların bu tip çalışmalarda yer alması ancak onların izniyle olmalı, başarılı olabildikleri konular ve başarıları dile getirilmelidir.

Bu tip çalışmalarda bazı ilkelere dikkat etmek ve bu ilkelere göre çalışmak gerekmektedir.

- Öncelikle Çocuk Hakları Sözleşme’sini imzalamış bir ülke olarak bu sözleşmenin ışığında ve bu ilkelere bağlı çalışmalar yapılmalıdır. Bu sözleşmenin, istismara uğramış çocuklar için de geçerli olduğu ve bu çocukların da diğer tüm çocuklar gibi aynı haklara sahip olduğunun vurgulanması ilk koşuldur.

- Toplumun gerçek bilgilere ulaştırılması, yanlış izlenimler edinmesinin önlenmesi çok önemlidir.

 - Bu konudaki yasaların bilinmesi çok önemlidir. Böylelikle toplum bu yasaların uygulanması konusunda yönlendirilebilir, çözüm çalışmaları kolaylaştırılabilir. Örneğin tedip hakkının iyi bilinmesi, okulda dayak yemiş bir çocuğun hakkını koruması için veliyi en kısa şekilde hukuksal çözümlere ulaştırır.

- Çocukların yer aldığı her türlü görsel malzemede çocukların imajının, doğru olarak kullanılmasına dikkat etmek gerekmektedir. Çocuğun zavallı, düşkün olarak değil tüm bu koşullara rağmen başarılı olabileceği ön plana çıkarılmalıdır.

- Çocuklar için bir kampanya çalışması yaparken sürekliliğe ve tüm çalışmaların birbirini tamamlayan nitelikte olmasına dikkat edilmelidir.

Özellikle hizmet üretecek kurum oluşturma çalışmalarında devlet, sivil toplum kuruluşları, üniversite ve yerel yönetimlerin bir araya gelmesi ideal çözüm için gereklidir.

Çocuk konusunda çalışan S.T.K.’lar çevre veya kadın konularında çalışan sivil toplum kuruluşları kadar örgütlü ve etkin bir yapılanmaya sahip değildir. Çocuk konusunda çalışmalar yapan kuruluşlar için bu tanımlamayı yaparken eğitim konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarını bunun dışında tutmak gerekmektedir. Çünkü gerçekten eğitime yönelik çalışan T.E.G.E.V., A.Ç.E.V., Ç.Y.D.D. gibi kuruluşlar profesyonelleri de içinde barındıran organizasyonları ile etkin çalışmalar yapmaktadır. Ülke ölçekli hizmet projelerinin yanı sıra özellikle destek oluşturma konusunda çok etkili çalışmaları medya aracılığıyla yaptıkları da gözlenmektedir. (1)

Ancak, Özel Bakım İhtiyacı Duyan Korunmaya Muhtaç Çocuklar ile ilgili çalışan kuruluşlar için aynı saptamaları yapabilmek mümkün değildir. Ana başlıklarına baktığımızda Sokak Çocukları, Çocuk İstismarı, Suça İtilen Çocuklar, Çalışan Çocuklar, Afete Maruz Kalan Çocuklar olarak kategorize edebileceğimiz bu konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarının yeterli etkinliği olmadığı görülmektedir. Bunun genel olarak nedenlerine göz attığımızda ilk önümüze çıkan şey, bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşlarının sayısının yeterli olmadığıdır. Sokak çocukları ile ilgili çalışan sivil toplum kuruluşlarının sayısı diğerlerine göre çok daha fazladır. Burada altı çizilmesi gereken nokta, özel bakım ihtiyacı denildiğinde toplumda duyarlılığın sadece sokak çocuklarına yönelik olması ve gönüllülüğün bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşlarına yönelik olmasıdır.

Buna karşın çocuk istismarı gibi çok daha yaygın yaşanan, sonuçlarının çok daha yoğun olduğu bir konuda ülke genelinde 2005’e kadar sadece  iki sivil toplum kuruluşu bulunmaktaydı. Bu kuruluşların da bu konuda çalışan uzmanlardan oluştuğu, bir uzmanlık derneği modelinde çalışmalar yaptığı görülmektedir. Başka bir deyişle uzman kişilerin kamuoyuna yönelik destek oluşturmada ve dernekler tarafından aktivite planlarında ya çok az yer aldıkları ya da hiç bulunmadıkları gözlenmektedir. Suça İtilen Çocuklar konusunda da durum aynıdır. Çalışan Çocuklar ile ilgili etkinlik gösteren kuruluşların sayısı da yetersiz olmasına karşın, organize çalışma ve planlanmış faaliyetlerin tamamlanması konusunda başarılı çalışmaları olduğu görülmektedir. Bunda da çalışma hayatı içerisindeki sendikalarla ilişkilerinin ve ekonomiye direkt etkili bir konuda çalışmalarının da etkisi olduğunun göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

Dikkati çeken bir başka boyut, kuruluş amaçları içerisinde çocuğun ana tema olmadığı birçok sivil toplum kuruluşunun çocuğa yönelik çalışmalar yapması ve bu konuda aktif olmasıdır. Bu durumun olumlu ve olumsuz yanları bulunmaktadır. Özellikle çocuğa yönelik olmayan konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarının bu konuda uzman olmamaları ve bu durumun çocuklar üzerinde bıraktığı etki, tartılşılması gereken konulardır.

Bir başka önemli problem de çocukla ilgili S.T.K.’ların hep devletle içiçe çalışmayı tercih eden tutumlarıdır. Bir kuruma maddi gelir sağlamak amacıyla kurulan, çalışmalarını hep hükümetle paralel sürdüren ve ilgili kuruluşlarla birlikte hareket eden S.T.K.’lar, daha çok hizmet verme amaçlı çalışmalar yapmaktadırlar. Bu modelin özellikle Ankara’da çok fazla göze çarptığı söylenebilir. Bunun handikabı, eleştiri yapabilme özelliğinin devletle içiçe çalışıldığında ortadan kalkmasıdır. Eleştiri her zaman çalışmanın kalitesini yükseltmede temel etkenlerden birisi olmuştur. Bunu akademik ve objektif kriterlerle yapabilmek hizmet kalitesinin yükseltilmesinde çok önemlidir. Ancak hükümet kuruluşlarıyla çok yakın ve içiçe çalışmak, sivil toplumun en önemli özelliği olan iyiye yöneltme bakış açısını ortadan kaldırmaktadır. Özellikle son dönemde bunun çok somut örnekleri, izleyenleri rahatsız edecek düzeydedir.

Bugüne kadar çocuk konusunun politika üstü olabilmesi için emek sarf edenlerden birisi olarak bugünkü bazı uygulamaların rahatsızlık yarattığını belirtmek istiyorum. 1995’de Çocuk Hakları ile ilgili ilk rapora alternatif bir rapor yazmak için bir araya gelerek kurduğumuz ve bu satırların yazarının koordinatörlüğünü üstlendiği ve bugünde sürdürdüğümüz Türkiye Çocuk Hakları Koalisyonu, katılımcılıkta ‘çocuklar için çalışan olma’ kriterinden başka kriter aramamıştır. Ama bugün ismi çocukla ilgili olan bazı kuruluşların yakın gelecekte, devletle terör örgütlerine aynı düzeyden bakmaya çalışan ve çocukları konu alan mesajlarını kamuoyuna açıklıyor olması, bugüne kadar hassasiyetle üstünde durduğumuz ‘çocuklar politika üstüdür ve herkes çocuk için birlikte çalışmalıdır’ prensibini zedeleneceği izlenimini uyandırmaktadır.

Bugün çocuk hakları için çalışan kuruluşların, şemsiye bir örgüt altında toplanabilmesi ve çalışabilmesi için yönetim kurulu kararı ile onaylanmış, katılım belgesinin alındığı, Türkiye’nin coğrafik bölge dağılımına uygun olarak bölümlendirilen bir yapı ile Türkiye Çocuk Hakları Koalisyonu çalışmalarını birlikte sürdürmektedir. Bu yapıda öncelikle Mayıs 2007’de ülkenin çocuk hakları durumunu bildirir alternatif raporun yazım çalışmaları sürdürülmektedir.

Çocukla ilgili S.T.K.’larda öznenin çocuk olmasından dolayı hep çocuklar için yapılan çalışmalardan bahsetmekteyiz. Burada kadın veya benzer başka bir konuda olduğu gibi özne bizzat kişinin kendisi olmadığı için yaşanmışlık değil bilgi ön plana çıkmaktadır. Belki de çocuk konusundaki S.T.K. çalışmalarındaki aksamayı bu noktada aramak gerekmektedir. Çünkü bu alanda çalışanların büyük oranda duygusal anlamda konuya inandıkları ancak aynı düzeyde bilgilenme noktasında olmadıkları görülmektedir. Her alanda olduğu gibi sürekliliğin olmaması ve bazen sadece kariyer arayışıyla gelip sonra yok olan kişilerin yarattığı güvensizlikte önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Özetle sivil toplum kuruluşları çocuk hakları konusunda kilit görevi görecek yapıların başında gelmektedir. Planlı ve organize çalışmalarla toplumu bilgilendirerek duyarlı kılmak ve hizmet üretmede modeller oluşturmak sivil toplum kuruluşlarının temel görevidir. Sivil toplum kuruluşları ülkemizde daha verimli olabilecek düzeye gelememiş olmasına karşın hızla yaygınlaşmakta ve önem kazanmaktadır. Bu da gelecekte önemli başarılara imza atılacağının habercisidir.


Ana Sayfa  |  S.S.S  |  Site Haritası  |  Kullanım Şartları  |  İletişim
Copyright © Edam, 2006. Tüm Hakları Saklıdır.