Giriş | Kayıt Ol
Kullanıcı Adı :

Şifre :


GİT
 

  Ara Arşiv

Etkinlik Ajandası

<- Nisan 2014 ->
P
S
Ç
P
C
Ct
P
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30

Anket


 
Ana Sayfa > >
Türkiye Ekonomisi ve Sosyal Politikalar (5)"Türkiye’de Uygulanan Ekonomik Politikaların Temel Eksikliği Sosyal Boyutun Hesaba Katılmamasıdır"

SİVİL TOPLUM DERGİSİ
YIL: 5 SAYI:19 / TEMMUZ-EYLÜL 2007
 
 
Bu yazı 10643 defa okunmuştur.

Türkiye'nin güncel ekonomik ve sosyal politika meseleleri nelerdir ve bu meseleler karşısında nasıl bir tavır takınılmalıdır?

Türkiye’nin güncel ekonomik meselelerinin başında; işsizlik, kayıt dışı ekonomi ve istihdam, gelir dağılımı eşitsizliği, ağır vergi yükü, özellikle dolaylı vergi oranının yüksek olması, enflasyon, rant ekonomisi, düşük verimlilik, bölgeler arası gelişmişlik farkları, altyapı yatırımlarındaki yetersizlik, sosyal güvenlik, yoksulluk ve sosyal dışlanmışlık yer almaktadır.

İşsizlik, yoksulluğun en önemli sebebi olup yaklaşık her üç işsizden ikisi yoksulluk riski altındadır. Ülkemizdeki işsizlerin sayısında beklenen azalmanın ortaya çıkmaması, istihdam edilenlerin yarısına yakınının kayıt dışı çalışması, yoksulluğu ve sosyal dışlanmayı hızlandırmaktadır. Tedbir alınmaz ise sosyal dışlanma önümüzdeki yıllarda en temel problemimiz olacaktır.

Bilgi üretemeyen sadece takip eden ve kullanmaya çalışan bir toplumsal yapının olması problemlerimizi ağırlaştırmaktadır. Endüstriye dayalı toplumsal düzenin, küresel ekonomi, bilgi teknolojisi ve durmak bilmeyen değişimin etkisine girmesi, yeni yüzyılın en önemli özelliğinin “değişim”, sonucunun da “dönüşüm” olacağı varsayımını kuvvetlendirmektedir. Bu yüzden dönüşümün yönünü ve hızını takip etmek, uymak ve katkıda bulunmak, toplumumuzun temel hedefi olmalıdır. Küreselleşen dünyada Türkiye’nin rekabet ve büyüme yarışında daha iyi bir yer edinebilmesi için bilim, teknoloji ve altyapı alanında ciddi bir atılım gerçekleştirmesi şarttır. İnsanı kaynak olarak gören ve insana yatırım yapmayı esas alan anlayışın eğitim, üretim ve hizmetler alanında egemen kılınması gerekmektedir.

Genel olarak 1980 ve özel olarak da 2000 sonrası Türkiye'de ekonomi politikalarının genel yönelimleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Küreselleşen, liberalleşen, rasyonelleşen bir dünya ile karşı karşıya olan Türkiye, aynı zamanda uluslararası standartlara ulaşmaya ve rekabet gücünü artırmaya çalışıyor. Türkiye’de 1980’den günümüze ithal ikameci sanayileşme stratejisinden dışa açık büyüme stratejisine; korumacı dış ticaret politikalarından serbest ticarete; kapalı ekonomiden Avrupa Birliği ile bölgesel ekonomik entegrasyonu gerçekleştirmeye yönelik bir açılım mevcuttur.

Ülkemizde uygulanan ekonomik politikalar genel bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda; refah devleti hedefi yerine rekabet devleti hedefinin egemen kılındığı, serbest ekonomik ilişkilerin kuralsızlaştırma olarak algılandığı, ekonomik büyümenin üretim yerine ticarete dayandırıldığı, kamu üretim ve hizmetlerinin özelleştirildiği görülmektedir.

Önümüzdeki yıllarda üretim ve istihdam artışını esas alan, stratejik alanlarda devletin yatırım önceliğini içeren, bölgesel farklılıkların ortadan kaldırılmasını hedef alan ekonomik politikalar takip edilmelidir. Çünkü nüfusumuzun % 30.3’ü yani yirmi bir milyonu aşkın insan günde 4.30 dolarla yaşamını sürdürmek zorunda.

Ekonomi politikalarındaki bu yönelimler sosyal politikaları nasıl etkilemiştir?

Toplumumuzun önemli bir kısmı tarım ve sanayi toplumunun özelliklerini taşırken küçük bir azınlık bilgi toplumunun özelliklerini taşıyor. Etkin olan bu üçlü sektörel yapı hiç kuşkusuz sorunların da üç boyutlu olmasına yol açmıştır.

Türkiye’de uygulanan ekonomik politikaların temel eksikliği sosyal boyutun hesaba katılmamasıdır. Ekonomik kararların ve uygulamaların ortaya çıkardığı sosyal sorunların toplumsal çözülmeye, gelecek endişesine yol açması, yoksulluk ve yolsuzluğu artırmıştır. Gelişmiş ülkeler ağır sosyal harcamalarını azaltmak ve etkinliğini artırmak için aktif politikalara doğru bir arayışa girerken Türkiye temel sosyal güvenceleri sağlamadan bu trendin içinde yer almıştır. Mesela sosyal güvenlik fonlarını yıllarca düşük faizle kullanan, sosyal devlet fonksiyonlarının önemli bir kısmını sosyal güvenlik kurumlarının üzerine yıkan devlet, sosyal güvenlik açıklarından şikâyet ederek kurtulma arayışlarına girmiştir.

Özelleştirmenin; ekonomik, siyasi ve hukuki boyutlarının yoğun olarak tartışılmasına karşılık sosyal boyutunun yeterince tartışılmaması, sendikaların desteğinin alınmaması, özelleştirmenin toplumsal yararlarını geri plana itmiştir.

Türkiye’de uygulanan ekonomik ve siyasi politikalar sosyal politikayı sahipsizleştirmiştir.

Bu ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulması bağlamında sendikaların oynadıkları rolleri ve geleceklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada iki kutuplu dünya düzenin bitmesi, sosyalizmin tehdit olmaktan çıkması, sermayenin sınırsız hareket kabiliyeti kazanması hem sendikaları hem de sosyal politikaları geri plana itmiştir. Sosyal politikaları dayatacak bir güç ve baskı olmadığı sürece hükümetlerin sosyal harcama yapma eğilimi zayıflıyor. Çünkü sosyal harcamayı zorunlu kılacak bir nedenin olması gerekiyor.

Sosyal politikada etkin rol oynayan devlet olsa da sosyal politikanın oluşturulmasında ve geliştirilmesinde sendikalar ve işçiler önemli bir yere sahiptir. Sendikalar, toplu pazarlık ve siyasal faaliyetleriyle sosyal politika oluşumuna katılırlar. Türkiye’de toplu pazarlık hakkından yararlanan işçi sayısının yaklaşık 900.000 civarında olması, yani çalışan nüfusun yaklaşık % 4’ünün bu haktan yararlanması sendikaların etkisini sınırlandırmaktadır. Sendikaların üye sayısının düşük olması, itibarlarının zayıflaması gibi nedenlerden dolayı siyaset üzerindeki etkileri de sınırlı olmaktadır.

Küresel gelişmelerin topluma verdiği umutların gerçekleşmemesi, küreselleşme karşıtı eğilimlerin güçlenmesi, sendikalarda ortaya çıkan üye kaybının durma noktasına gelmesi, hatta bazı ülkelerde yükseliş eğilimine girmesi, sendikaları tekrar kamusal politikaların yapımı ve uygulanması çerçevesinde sosyal değişimi etkileyen en önemli örgütler arasına sokmaktadır. Ancak ülkemizdeki sendikaların bu süreci yakalamaları biraz zaman alacaktır.

Küreselleşme ve üretim sistemlerinin değişimi ile birlikte ortaya çıkan iş ortamı toplumu ne şekilde etkilemiştir?

Küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve üretim ilişkilerinde ortaya çıkan değişim, ekonomik alanda rasyonelleşmeye, sosyal alanda uzlaşmaya, kültürel alanda özgür düşünceyi hâkim kılmaya vesile olurken aynı zamanda dünya ekonomisi yavaş büyümekte, yoksulluk artmakta, gelir dağılımı bozulmakta, işsizlik çoğalmakta, istihdam güvencesi azalmakta, ücretler arasındaki farklar büyümekte, yeni çatışma zeminleri oluşmakta ve gelecek kaygısı oluşmaktadır.

Gelişmiş Batı ülkelerindeki kadar olmasa da küreselleşme ve üretim sistemlerinin değişimi Türkiye’de istihdamın sektörel dağılımını değiştirmekte, yeni istihdam modellerini gündeme getirmekte, işsizliği artırmakta ve gelecek korkusunu topluma dayatmaktadır. İstidamın sanayi sektöründen hizmetler sektörüne kayması, mavi yakalı işçiler yerine beyaz yakalı işçilerin daha fazla istihdam edilmesi, kadın ve genç iş gücü oranının hızla artması toplumsal yapıyı da derinden etkilemektedir.

Bu değişiklikler; bireyselleşmeye, mikro aileye doğru gidişe, topluma yabancılaşmaya, kültürel alanda yüzeyselleşmeye neden olmaktadır.


Ana Sayfa  |  S.S.S  |  Site Haritası  |  Kullanım Şartları  |  İletişim
Copyright © Edam, 2006. Tüm Hakları Saklıdır.